31 Ocak 2013 Perşembe

Uyandırdığımız için özür dileriz


Her postun başına aynı şeyleri yazmaktan sıkıldım. En son 7 Kasım'da ugraamışım buraya. Neredeyse üç ay olacak. Kızdım kendime, gerçekten kızdım. Sanırım sadece bende değil bu kopuş. İstakrırından ödün vermeyen bir kaç tanıdığım dışında herkes biraz daha uzak geliyor bana. Bilmem; belki yanılıyorumdur; belki sadece ben uzak olduğum için öyle geliyordur. Ama bu şekilde hem pek çok şeyi kaçırıyorum hem de hatırlanması gereken çok önemli ayrıntıları unutuyorum.

Bu üç ay içinde daha bir duruldu küçük cimcimem. Büyüdüğünü daha fazla hissettirmeye başladı. Sancılı geçen 4 yaş, sona doğru daha az krizli olmaya başladı. Ama dikkat edin "Bitti" demiyorum . Hala çabuk öfkelenen, çabuk hırçınlaşan bir kızım var benim. Sadece çabuk sakinleşiyor.

Bu aralar sıklıkla hüyalarını (rüya) anlatmaya başladı. Unutmuyor ilginç bir şekilde. Sabah bana anlattıysa, akşam babasına anlatıyor aynı kelimelerle.

İki ay önce öğretmenine söz verdiğini söyleyerek, uyurken bizi odasından çıkarmaya başladı. Artık büyümüş ve tek başına uyuyacakmış. Aslında geçtiğimiz yazın başında da yavaş yavaş alıştırmaya başlamıştık ama araya tatil ve otel odalarının girmesiyle rafa kalkmıştı. Bu kez en kısa yoldan başladı ve sonuçlandı. Tabii sadece 10 gün kadar sürdü.

Baskı yapmıyorum hiç. Kitap okuyarak uyuyoruz şimdilerde. Ben veya babası yatağın ucuna oturup okuyoruz. Kitap bittiğinde uyumamış olsa da çıkmamızı istemiyor odadan. Kalıyoruz biz de. Nasıl olsa uyuyacak eninde sonunda kendi başına. Üstelik istediği zaman bunu kolaylıkla yapabileceğini de kanıtladı bize.

Uyku konusunu da küçük bir anektod ile noktalayım bari.

Bizim cüce gece su veya tuvalet için uyandığında asla kalkmaz yataktan. Genelde anne, nadir olarak baba diye seslenir. Bir akşam saat 21.30 gibi uyudu bizimki. Gece ilerleyen saatlerde biz salonda gülmekten yarılırcasına "Bir Kadın Bir Erkek"i izliyoruz. Birden salonun kapısında küçük bir karartı belirdi. Bir eliyle gözlerini ovuşturuyor, diğer eli havada bize söyleniyor: "Bu ne gürültü yahu, uyuyamadım sizin yüzünüzden!"
Manzara karşısında şaşkınlığım bir yana, içimi kaplayan güzelliklerin tarifi imkansız.

Uykusu açılmasın diye hızla kalkıp yerimden, kucakladım. "Hayatım çok özür dileriz uyandırdığımız için. Hadi gel, yatalım hemen" dedim. "Çişin var mı" diye sordum. "Önce biraz su içsem iyi olacak" dedi. Suyunu içer içmez de, 30 saniye içinde derin bir uykuya daldı. Bense yüzüme yerleyen gülümsemeyle uzun uzun seyrettim onu. Ve uzun uzun dua ettim...

5 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

benim de eskisi gibi yazasım yok. elimden geldiğince arayı uzatmamaya çalışsam da, gittikçe uzadığını farkettim yazma aralıklarının... sanki bu bücürleri beraber büyütmüş gibiiyiz değil mi? :))) bloğun en sevdiğim ve bırakamadığım tarafı da bu sanırım :)))

Itır dedi ki...

Ya Özlem, arayı açma ama artık!
;)

Uyku aynı bizde de..Kitap sonrası dalana kadar odada bekleme..Bazen yanındaki minderde uyuya kalma..Ne yapalım, dediğin gibi elbet uyuyacak bir gun tek başına, sonrası da çorap söküğü..
Bir de öğlen uykusu kalktığından beri daha çabuk dalıyor, bu da iyi bir teselli :)

Yasemin Aktuğ dedi ki...

Sanırım çocucklar küçükkken daha çok vaktimiz vardı Özlem. o yüzden daha çok mu yazıyorduk ya da artık yıllardır yazmanın verdiği rehavet mi bilemedim seninle aynı durumda hissediyorum kendimi.
Ben de çok düzenli yazamıyorum ama sen ve senin gibi
Gazihan'ın bebeklik döneminden arkadaşlarınını aynı hevesle takip ediyorum :)

AYÇA dedi ki...

Araya zaman girince yazamıyor insan. Bende hep yazayım diyorum olmuyor. Özelmişiz, Nilsuyu, seni,resimlerini... :)

Sermin dedi ki...

tık tııııık yine çok ara oldu. yazma zamanııııı....