
10 Kasım 2009 Salı
05 Kasım 2009 Perşembe
Aman üstümüze kar yağmasın
Annem evlenirken yün bir yorgan yaptırmıştı bana… Yıllarca, en iyi markaların hazır yorganlarını kullanmaya alışkın olan ben şiddetle almayı reddetmiştim o zamanlar… Annem beni ikna etmek için ne kadar ince ve hafif, ne kadar sağlıklı olduğunu anlatıp durdu… Ama kafamda çocukluğumun ağır, hantal, kalın yün yorganları varken alıştığım rahatlıktan vazgeçmek ister miyim hiç? Sonra baktım fena görünmüyor. Hatta o kadar ince ve hafif ki, annem az bile söylemiş diye düşündüm… Kullanmaya başladım… İşte o zaman anladım asıl… Nasıl sıcacık tuttuğunu, buna rağmen nasıl az terlettiğini gördüm… O gün bugündür hazır yorgan kullanamam…
Geçen kışa girerken, dedim ki ben yün yorganla yatarken, kızımı hazır yorganlarda yatıramam… Bilmem ki bu şehirde de öyle yorgancı filan… Annemi aradım hemen… Ufaklığa da yaptırdık bir tane… Baktım çok kalın olmuş, bozdurup yeniden yaptırdım… Adamın ince dediği yorganın yününden bir de yatağının üstüne şilte ile alez arası bir şey yaptırdım…
Geçtiğimiz sene daha hareketsizdi uyurken… Çok rahat ediyordum o yorganla… Yaz boyunca üstü açık yatmaya alışınca, eh biraz da deli yatmaya başlayınca yorgana geçişte zorlandım bu kez… Çok korktum önce nasıl olacak bu iş diye… Ama iki haftalık bir uğraştan sonra alıştı diyebilirim… Artık daha az açıyor üstünü… Ben hiç üstü açık uyuyamam… Hani derler ya eskiler kar yağar diye… Titrerim işte… Şimdi benim bücür sıcacık yorganının altında mışıl mışıl (tamam orası biraz hayal) uyuyor ya, değmeyin keyfime… İçim öyle rahat ki…
Dip: Hazır yün yorganlar olduğunu da biliyorum ama niyeyse bana saf yünmüş gibi gelmiyor… Anneciğimin çok mu etkisinde kaldım acaba?
Geçen kışa girerken, dedim ki ben yün yorganla yatarken, kızımı hazır yorganlarda yatıramam… Bilmem ki bu şehirde de öyle yorgancı filan… Annemi aradım hemen… Ufaklığa da yaptırdık bir tane… Baktım çok kalın olmuş, bozdurup yeniden yaptırdım… Adamın ince dediği yorganın yününden bir de yatağının üstüne şilte ile alez arası bir şey yaptırdım…
Geçtiğimiz sene daha hareketsizdi uyurken… Çok rahat ediyordum o yorganla… Yaz boyunca üstü açık yatmaya alışınca, eh biraz da deli yatmaya başlayınca yorgana geçişte zorlandım bu kez… Çok korktum önce nasıl olacak bu iş diye… Ama iki haftalık bir uğraştan sonra alıştı diyebilirim… Artık daha az açıyor üstünü… Ben hiç üstü açık uyuyamam… Hani derler ya eskiler kar yağar diye… Titrerim işte… Şimdi benim bücür sıcacık yorganının altında mışıl mışıl (tamam orası biraz hayal) uyuyor ya, değmeyin keyfime… İçim öyle rahat ki…
Dip: Hazır yün yorganlar olduğunu da biliyorum ama niyeyse bana saf yünmüş gibi gelmiyor… Anneciğimin çok mu etkisinde kaldım acaba?
04 Kasım 2009 Çarşamba
Silikon dudak desem çok mu neşeli kaçar?
Dün almaya gittiğimde babannesi iki gözü iki çeşme ağlıyordu… Hoplayıp zıplarken koltuğun üstünde, başını vurmuş sert bir şekilde… Yumuşak olduğu için kafasına bir şey olmamış ama o hızla dişler dudaklara geçip yarmış… Kanamış biraz… Biraz da şişmiş… Onun canı benim canım… Yanmaz mı? Yandı tabii… Ama babannesini sakinleştirmeye çalıştım, olacak bunlar diye… Çocuk bu… Kim yara bere almadan büyümeyi becerebilmiş ki? Önemli olan ciddi bir şey olmasın… Hele bizim bücür kadar hareketli bir çocuksa bu tür sonuçlar kaçınılmaz… Düz duvara tırmanacak nerdeyse…
Bu pozuyla afacan oğlan çocuklarına benziyor… Ama inanın bazen ruhunun da öyle olduğunu düşünüyorum…
Bu pozuyla afacan oğlan çocuklarına benziyor… Ama inanın bazen ruhunun da öyle olduğunu düşünüyorum…
Etiketler:
küçük cimcimeden haberler,
Vaziyetler
03 Kasım 2009 Salı
Kanımdan,canımdan, aşkımdan...
Kendimi bildim bileli sorumluluklarımı fazla önemsedim ben. Gereğinden fazla titizlendim, tek başıma üstlendim, yükümü paylaşmadım hiç. Evde, işte, okulda hep böyleydi bu… Nilsu’da da öyle oldu. Her şeye tek başıma yetişmeye çalıştım. Gece ben koştum her uyanışında yanına, sabah ben kalktım onla birlikte… Yemeğini ben yedirdim, kahvaltısını ben yaptırdım, öğle uykusuna ben yatırdım… Ta ki bir süre öncesine kadar… Bitti pilim çünkü…
Şimdi bir yardımcım var… Süper kahramanım benim… (Evet bu iyiydi. Bundan sonra ondan böyle bahsedebilirim) Gece uyanmaları raydan çıkıp, üstüne bir de sabah erken kalkmalar başlayınca duruma el koydu kendisi… Bizim bücür sabahın bir köründe uyandığında, ki bu hemen hemen her gün anlamına geliyor, babası kalkıyor artık. Giydiriyor, altını temizliyor, kahvaltısını yaptırıyor ve oyun oynuyor… Bana o sırada gecenin intikamını almak için kullanacağım 1 saatlik bir zaman kalıyor… Sonra gelip beni uyandırıyorlar öperek… Kimse 1 saatcik mi demesin… O ufak zaman diliminin benim için anlamını bir bilseler… Hele bir de hafta sonları bu süreye ek olarak bana torpil geçildiğini… Ha yetiyor mu bana? Hayır, ama buna da şükür!
Biz düzeni böyle kurduğumuzdan beri çok şey değişti bizim çatının altında… Ben daha iyi başladım yeni güne… İşe hazırlanmak için daha fazla zamanım oldu… Babası daha fazla zaman geçirmiş oldu kızıyla, Nilsu daha fazla bağlandı babasına… Çok şey değişti dedim ya… Aralarında oluşan bağa inanamıyorum… Sabah elinden tutarak onu kaldırıyor sadece, akşam eve döndüğünde deliye dönüyor, yatarken babası uyutsun istiyor. Benim kucağımdan ona atılıp, bana el sallıyor hınzırca… Galiba babasını benden çok seviyor… Ve galiba o sadece benim süper kahramanım değil…
İtiraf ediyorum bazen bozuluyorum… Bana bir kere olsun anne dememişken, öyle güzel baba diyor ki… Ama aralarındaki bu bağ garip bir haz veriyor bir yandan da… Onlar aşkla birbirleriyle cilveleşirken, ben aşkla onları izliyorum… Hiçbir zaman elimi bırakmasını istemediğim bir adam ve kanımdan, canımdan, aşkımdan minik bir varlık…
Şimdi bir yardımcım var… Süper kahramanım benim… (Evet bu iyiydi. Bundan sonra ondan böyle bahsedebilirim) Gece uyanmaları raydan çıkıp, üstüne bir de sabah erken kalkmalar başlayınca duruma el koydu kendisi… Bizim bücür sabahın bir köründe uyandığında, ki bu hemen hemen her gün anlamına geliyor, babası kalkıyor artık. Giydiriyor, altını temizliyor, kahvaltısını yaptırıyor ve oyun oynuyor… Bana o sırada gecenin intikamını almak için kullanacağım 1 saatlik bir zaman kalıyor… Sonra gelip beni uyandırıyorlar öperek… Kimse 1 saatcik mi demesin… O ufak zaman diliminin benim için anlamını bir bilseler… Hele bir de hafta sonları bu süreye ek olarak bana torpil geçildiğini… Ha yetiyor mu bana? Hayır, ama buna da şükür!
Biz düzeni böyle kurduğumuzdan beri çok şey değişti bizim çatının altında… Ben daha iyi başladım yeni güne… İşe hazırlanmak için daha fazla zamanım oldu… Babası daha fazla zaman geçirmiş oldu kızıyla, Nilsu daha fazla bağlandı babasına… Çok şey değişti dedim ya… Aralarında oluşan bağa inanamıyorum… Sabah elinden tutarak onu kaldırıyor sadece, akşam eve döndüğünde deliye dönüyor, yatarken babası uyutsun istiyor. Benim kucağımdan ona atılıp, bana el sallıyor hınzırca… Galiba babasını benden çok seviyor… Ve galiba o sadece benim süper kahramanım değil…
İtiraf ediyorum bazen bozuluyorum… Bana bir kere olsun anne dememişken, öyle güzel baba diyor ki… Ama aralarındaki bu bağ garip bir haz veriyor bir yandan da… Onlar aşkla birbirleriyle cilveleşirken, ben aşkla onları izliyorum… Hiçbir zaman elimi bırakmasını istemediğim bir adam ve kanımdan, canımdan, aşkımdan minik bir varlık…
Etiketler:
bazı bazı
02 Kasım 2009 Pazartesi
Attım gitti
Uzun süre önce sevgili Demet mimlemişti beni… Dün de Esin’den gelince aynı mim daha fazla uzatmadan yazayım istedim… İşte sorular, işte cevaplar…
1. Bloguna neden bu ismi verdin?
Hiç düşünmeden apar topar açtığım bloğa bir isim bile koymamıştım ben aslında… Banner’da Nilsu yazıyordu sadece… Hani eskilerden bir şarkı vardır… Beyaz Kelebekler’in bir dönem hit olmuş şarkısı… Bir gün bu şarkıyı mırıldanırken buldum kendimi… Ama ben “sen gidince” diye değil de “sen gelince” şeklinde söylüyordum… “Evet” dedim o an, benim bloğumun ismi bu olmalı… Gerisini de zaten anlatıyorum işte blogda…
2. Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Ben sanırım öyle ayaküstü bir şeyler yazamıyorum… Zaten hiç iki işi bir arada yapamam… O yüzden ortalıkta dolaşan bir bücür, senden yemek bekleyen bir adam, iş bekleyen bir patron olmamalı ortalıkta. Ve ben yapmam gereken her şeyi bitirmiş olmalıyım…
3. En son satın aldığın garip şey?
Yoktur benim öyle aldığım garip şeyler… Ama ilginç olarak değiştirirsem soruyu, kız kardeşim için aldığım yerden aydınlatma diyebilirim… Hatta en yakın zamanda bir tane de kendim için almayı düşünüyorum…
4. Şeker gibi olduğun anlar?
Uykumu aldığım, sinirlerimi zıplatacak ya da planlarımı altüst edecek bir vukuatın olmadığı ender durumlarda:)
5. Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Bilmem hayatımda oldu tabii bu tarz sorular… Ama şimdilerde yok gibi… Ya da belki ben kanıksadım:)
6. Aynaya bakınca gördüğün?
Uykusuz ve yorgun bir tip… (Uykusuzluğun beni ne kadar yıprattığı anlaşılıyordur eminim… Hele benim gibi uykuya düşkün birinin bu hallere gelmesi ne acı)
7. Kendini okutan blog dediğin?
Yazım kuralları önemlidir benim için… Aksi takdirde yoruyor beni… Her cümleyi okurken kafamda düzeltiyorum bir şekilde. Ama buna dikkat etmeyen çok insan var… Takılmamaya çalışıyorum o yüzden ya da hikayeleri, samimiyetleri öne çıkıyor, yazım kuralları bunların yanında önemsizleşiyor. Tarzı olan, çok uzun ve çok küçük yazıları olmayan, eğlenceli bloglar diyebilirim…
8. Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Bu şehir küçüktür… Her yer olabilir…
Ben bu mim işini hep sona bıraktığım için kimseye paslamıyordum… Bu kez Elif ve Güneş’e atıyorum topu… İyi düşünün kızlar! Ben yokum deme hakkınız saklı:)
1. Bloguna neden bu ismi verdin?
Hiç düşünmeden apar topar açtığım bloğa bir isim bile koymamıştım ben aslında… Banner’da Nilsu yazıyordu sadece… Hani eskilerden bir şarkı vardır… Beyaz Kelebekler’in bir dönem hit olmuş şarkısı… Bir gün bu şarkıyı mırıldanırken buldum kendimi… Ama ben “sen gidince” diye değil de “sen gelince” şeklinde söylüyordum… “Evet” dedim o an, benim bloğumun ismi bu olmalı… Gerisini de zaten anlatıyorum işte blogda…
2. Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Ben sanırım öyle ayaküstü bir şeyler yazamıyorum… Zaten hiç iki işi bir arada yapamam… O yüzden ortalıkta dolaşan bir bücür, senden yemek bekleyen bir adam, iş bekleyen bir patron olmamalı ortalıkta. Ve ben yapmam gereken her şeyi bitirmiş olmalıyım…
3. En son satın aldığın garip şey?
Yoktur benim öyle aldığım garip şeyler… Ama ilginç olarak değiştirirsem soruyu, kız kardeşim için aldığım yerden aydınlatma diyebilirim… Hatta en yakın zamanda bir tane de kendim için almayı düşünüyorum…
4. Şeker gibi olduğun anlar?
Uykumu aldığım, sinirlerimi zıplatacak ya da planlarımı altüst edecek bir vukuatın olmadığı ender durumlarda:)
5. Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Bilmem hayatımda oldu tabii bu tarz sorular… Ama şimdilerde yok gibi… Ya da belki ben kanıksadım:)
6. Aynaya bakınca gördüğün?
Uykusuz ve yorgun bir tip… (Uykusuzluğun beni ne kadar yıprattığı anlaşılıyordur eminim… Hele benim gibi uykuya düşkün birinin bu hallere gelmesi ne acı)
7. Kendini okutan blog dediğin?
Yazım kuralları önemlidir benim için… Aksi takdirde yoruyor beni… Her cümleyi okurken kafamda düzeltiyorum bir şekilde. Ama buna dikkat etmeyen çok insan var… Takılmamaya çalışıyorum o yüzden ya da hikayeleri, samimiyetleri öne çıkıyor, yazım kuralları bunların yanında önemsizleşiyor. Tarzı olan, çok uzun ve çok küçük yazıları olmayan, eğlenceli bloglar diyebilirim…
8. Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Bu şehir küçüktür… Her yer olabilir…
Ben bu mim işini hep sona bıraktığım için kimseye paslamıyordum… Bu kez Elif ve Güneş’e atıyorum topu… İyi düşünün kızlar! Ben yokum deme hakkınız saklı:)
Etiketler:
mim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





