21 Mayıs 2010 Cuma

Sızı


Dün gece yastığa başımı koyduğum andan itibaren kelimeler kafamın içinde uçuşmaya başladı… Çok uykum vardı, üşendim kalkmaya… Hala çok yazasım var… Ama nedense aklımda somutlaştıramıyorum düşünceleri…

Çarşamba günü tatil olunca annem ve Nilsu ile birlikte dışarı çıktık… Havanın kötü olması sebebiyle tercihimiz kapalı mekandan yana oldu tabii… Artık her şeyi ve her yeri biliyor… Kendi kendine bir çocuk mağazasındaki top havuzuna doğru gitti. Ayakkabıları çıkardı ve başladı oynamaya… Keyfi yerinde tabii… Ama biraz sonra tatil ve kalabalık olması sebebiyle havuz kendinden büyük çocuklarla dolmaya başladı… Hoplayanlar, zıplayanlar… Baktım Nilsu arada ezilecek çıkardım hemen… İşte kıyamet o zaman koptu… Çığlık çığlığa ağlaması bir yana, ayakkabılarını giymemek için nasıl bir direnç gösteriyor… Kucağıma alıp ortamdan uzaklaştırdım… O ağlamaya devam ediyor, ben anlatmaya, ikna etmeye, kandırmaya çalışıyorum… Ne mümkün? Dinlemiyor ki beni… Sonra kendisini yere atıp tepinmeye başladı… Bildiğiniz yüz üstü yerde, ayaklar çıplak… Ben şaşkın… Bir yandan ona bakıyorum, bir yandan üzerimde sabitlenen ve beni yerin dibine sokan gözlere… Yüzler ayırt edilmiyor benim için o anda… O gözler, bilmem kaç çift, o kadar keskin ki…

Sonra biraz sakinleşti anneannesinin de yardımıyla… Ayakkabıları giymeye ikna ettik… Sonra çıkıncaya kadar diretmediği şey kalmadı… Çocuklar için konulan şu oyun bilgisayarlarının başından kalkmamak, oyuncak mağazasındaki bebek arabasını bırakmamak, 5-6 yaşlarında küçük bir çocuğun topunu almaya çalışmak…

Annem “Ben sizden hiç böyle şeyler görmedim” diyor… Peki, sorun bende mi, kızımda mı? Bir yerlerde hata yapıyorum ama nerde… Her şey birbirini etkiler ya öyle işte… Nilsu böyle yapınca ben geriliyorum, ben gerilince o geriliyor belki, o gerilince ben daha çok geriliyorum ve bu böyle devam edip gidiyor… Yaşayacağımı hiç sanmadığım şeyleri yaşıyorum ya, hala inanamıyorum…

Yazmıştım ben daha önce… Ama inandırıcı gelmiyor sanırım kimseye… Geçenlerde çok yakın bir arkadaşım bahsi açılınca “o kadar mı” diye sordu… Oysa ne çok anlattım yaşadıklarımı…

Beni ameliyathaneden getirdiklerinde, Nilsu’yu çoktan getirip göstermişlerdi odada olanlara… Biri “Feci cadı bir kızın var” dedi gülerek… Hiç susmadı sabah 6’ya kadar… O ilk gece annemle sudan çıkmış balığa dönmüştük… Ben sürekli doktorlara, hemşirelere koşuyor, bir sorunu olup olmadığını soruyordum… Herkes tanıdı hastanede bizi… Sürekli ağlayan bebek ve annesi… Diğer odalardan gelip nedenini sordular… “Bilmiyorum” dedim, bilmiyordum ki… Dosyamıza huzursuz bebek diye rapor ettiler… Ama yok bir sağlık sorunu, ağrısı, sızısı… Eve çıktık sonra… Ben kızımı hiç şöyle yatağına, ana kucağına, koltuğa kanepeye yatıramadım 5 dakika… Uyumadığı, memede olmadığı her saniye ağladı… Kolik desen kolik değil ama öyle gibi işte… Kolik CD’leri aldık, saç kurutma makineleriyle altını değiştirdik, aspiratörlerle sakinleştirmeye uğraştık… Gece fena değildi gece uykusu, işte her çocuk gibi… Ama gündüz ilk günlerde bile bir iki saat uyudu en fazla… Biz öyle kucağımızda durmasına da razıydık… Haha… Yetmedi kucağımızda olması… O sıcak yaz günlerinde, yaylanma hareketi eşliğinde dans ettik… Ben iyileşmeye çalışan dikişlerimle, gözümden akan yaşlar eşliğinde… Yorulduğumuzda pusetine koyup bir öne, bir geri salladık… Annesi, babası, anneannesi, babannesi, teyzesi yetemedi el kadar bebeğe… Kollarımız kopunca babası bir gün evden fırladığı gibi otomatik bir beşik almakta buldu çareyi… Tam 3 ay aynı anda yemek yiyemedik eşimle… Sonra yavaş yavaş azaldı işte… Biri bitti, biri başladı ama sorunların…

Sakinleştiği anda gece uykuları, gece uykuları tam düzene giriyor derken korku olayları… Gece zaten kötüydü, artık gündüzler de zorlaştı… Korku olayları abartı durumunda… Önümüzdeki günlerde bir uzman ile görüşeceğim…

Ben daha hamileyken ikinci çocuğun pazarlığını yapardım kocamla… Hiç düşünmedim kardeşsiz büyütmeyi… Hep karşı çıktım tek çocuğa… Şimdi nasıl korkuyorum bir bilseniz… Halbuki bu aralar bizim buralara yeni yeni bebişler geliyor… Arkadaşlarım birbirini ardına doğuruyor… Renk renk bebekler… Biri büyüyor, biri merhaba diyor… Bakıyorum ne kadar farklı her şey… İsterdim işte öyle olmasını… Hani kendimi çok sorguluyorum ya hata bende mi diye… Bunları da düşünüyorum bazen… Hani dolu bardak misali… Kim bilir belki o yüzden taşıyor bu kadar…

Bak yine aynı sızı… Şikayet etmenin acısı bu… Beynimin derinlerinde bir ses “başkaları nelerle uğraşıyor, sen nelerle” diyor sürekli… Öyle ya… Hasta çocukları, yaşam savaşı verenleri ve anneciklerini düşünüyorum… Kötü, çok kötü… İnsanoğlu böyle işte… Ama sanmasın ki kimse şükretmiyorum… Yaşadığım her ana, çocuğumun sağlığına binlerce kez şükür… Ben sadece bardağı biraz boşaltmak istedim sanırım… Hayat tüm hızıyla devam ediyor… Ben artık doğum günü hazırlıklarına döneyim en iyisi… Malum çok az kaldı…

19 yorum:

''çokoprenses'' dedi ki...

duygularını dile getirdigin için kendini suçlu hisstme.her çocuk farklı oluyor.her anne de sakin bi çocuga sahip olmuyor.sen belki biçok anneden daha fazla yorulup yıpranıyosun.ama büyüdügünde bunları anltıp beraber güleceksiniz.

füsfüs dedi ki...

özlemcim herkesin sorunu kendine göre dünyanın en önemlisidir, paylaşıp rahatlamak istiyorsun sadc bunun için kötü hissetme lütfen. cidden zor bir bebekmiş nilsu ben bunları bilmiyordum. uzman fikri iyi olmuş, belki yol gösterici, yardımı dokunacak birşeyler söyler. ben de defneyle ilgili şikayetvari şeyler yazarken kötü hissediyorum kendimi ama yazmaktan başka elimizden birşey gelmiyor ki
öpüyorum

isoon dedi ki...

evet, aynen öyle
biri biter biri başlar, zorlukların,
allahtan, yaşattıkları güzelliklerde bitmiyor, çoğalıyor, bizi de çoğaltıyor...

GüCüBe dedi ki...

Özlemciğim, annemde bize hep siz böyle değildiniz der. şartlar çok farklı enerjimizi atabileceğimiz ortam çoktu bizim, şimdiki çocuklar çok farklı büyüyor. Açık ortamlarda begümle çok rahat geçiyor mesela ama kapalı dar alanlarda çok daha zor.
Bence de doğum günü detayları iyi gelecek :)

Tibet'in annesi dedi ki...

Özlemcim... bana sorarsan her çocuk bir kişilikle geliyor dünyaya. Tibet'te doğduğundan beri gündüz uykusuyla arası olan bir çocuk olmadı doğru düzgün ve aynı Nilsu gibi asabi... dediğin gibi tetikliyoruz birbirimizin asabiyetini ama bizde böyle büyüyoruz sanırım. Üzme kendini... Sen de biliyorsun ki iyi bir annesin... öpüyorum çok...

Anne Café dedi ki...

Özlem, kolaylıklar diliyorum. Bence gayet güzel üstesinden geliyorsun. İyi gidiyorsun bu kadar zorluğa rağmen.

Deniz dedi ki...

Yorulmuşsun, sıkılmışsın, belki de annenin yanında başa çıkamamış hissettin kendini... Sakinleşince eski ve yeni durumlarla başa çıkmak için yepyeni stratejiler geliştireceğine eminim. Hepimiz gibi...
Annelik evrim geçirmek gibi. Hayatta kalmak için sürekli yeni yollar buluyoruz, evrimleşiyoruz :)

Kolay gelsin Özlemcim, kendini sıkmamaya çalış ve doğum gününü planla... Ben de ilham alacağım sizin doğum günlerinden :)

evrim dedi ki...

kesinlikle yalnız değilsin..bebekken inanılmaz sakin olan duru şu anda alışveriş merkezlerinde çıldırtıyor beni..çığlık çığlığa istediği olmadığı zaman yerlere atıyor kendini..terrible two denilen olay bu 2 yaşa yaklaştıkça hırçınlıklar inanılmaz hareketler..geçecek hepsi...sadece sakin olmaya çalışmalıyız..bu arada alışveriş merkezlerinde elktrik kabloları genel olarak yer altından geçtiği için zaten insanlarda bir buhran oluşturmaktaymış..sanırım bu da bizim minnoşlara böyle yansıyor

Adsız dedi ki...

hehe ilahi ya ne komiksin :)
bunların çoğu böyle
ne var bunda dertlenip kendinde kabahat arayacak
ohooo ben kızımla ne filmler çevirdim sokaklarda
en güzel yöntem kendi haline bıkakmak
yere yatıp tepinmiş ya
sakince oturacaksın bir yere gık çıkartmadan
bakıyomuş insanlar
baksıııın
bana da bakarlardı
gülümserdim ters ters bakanlara
yorum yapanlara da
biz işkenceci aileyiz evde sürekli işkence altında aç açıkta sokağa çıkınca böyle yapıyo derdim :)
cıkcıklayarak uzaklaşırlardı
bir süre tepindikten sonra kuzu kuzu sakinleşip gelir yanına
bitti mi dersin
muhtemelen bitti der
yapmayı istemediği her neyse güzelee yapar tıpış tıpış gidersiniz yolunuza
bu krizlere sabır göstermek kolay değil tabi
insan oynatacak gibi oluyor
ama kendinde ya da çocuğunda anormallik araman çok anlamsız bence
bazı bebek çok ağlar bazısı hiç ağlamaz kiminin ağrı eşği yüksektir kimini düşük
o ağladığında senin çok dertlendiğini fark edeli ohooo yıl olmuştur ufaklığın
bunu da itinayla kullanır
benim zilli bir defasında tam 1 saat 45 dakika kesintisiz etinden et kopuyo kıvamında ağlamıştı
komşular gelmişti kapıya
düştü b i yerini mi kırdı diye
elimde okumakta olduğum kitabımla açmıştım kapıyı dalgınlıkla
yooo demiştim sinir krizi geçiriyo
geçer birazdan
sizin asabınız bozulmuş demişti alttaki ortayaşlı teyze ben alayım çocuğu biraz
gelirse buyrun alın demiştim
gitmedi tabi :)
şimdi mi?
şimdi lise öğrencisi hala yerinde duramaz
hala kolay sinirlenir
ama ne o ne de ben anormaliz
haa bi de ikinci çocuğu istiyorsan düşünme
benim ikinci kızım bir melekti köşe minderi gibi koyduğum yerde dururdu falan
hani garantisi yok ama
illa asabi olacak diye bir şey yok ki
olursa da zaten alışıksın takmazsın ilkinde olduğu kadar
bu kadar üzülmeye değmez gerçekten..
herkes çektiğini bilir tabi, herkesin derdi ne ise orası acır ya
çok takarsan kafana da Allahın gücüne gider
aman deyim dert verip derman aratmasın kimseye
ay tek sorunun sinirli bi çocuk olsun boşver
salla gitsin...

Hande dedi ki...

Kolikli bebek büyütmemiş bilmez bu dediklerini..O kadar iyi anlıyorum ki birebir yaşadım bunları..Demek ki tek değilmişim..Ben de hep 2 çocuk isterdim ama şu andaki kararım tek çocuk..O ilk ayları yeniden yaşamak düşüncesi bile kötü..

Burcu dedi ki...

Aynı şeyleri yaşamışız, yaşıyoruz ve sanırım yaşayacağız Özlemcim. Ama Adsız arkadaşın mesajını okuyunca çok hoşuma gitti gerçekten, biraz böyle komik tarafından bakmak gerekiyor galiba, keşke yapabilsek ama gerçekten ne zamanki bu sinir krizlerinde evde Ardayla yalnızsam ve hiç birşey yapmadan başka şeyle ilgilensem, Arda 15-20 dk sonra pıtı pıtı yanıma gelip özür diliyor ya da şebeklik yapıyor. ama ne zamanki yanımda başkası olup bana müdahale etse orada otoritem sıfıra iniyor. Kulakları tıkamak en iyisi...

elif ada dedi ki...

Özlemciğim, sen harika bir annesin. Nilsu'nun bebekliği sahiden zormuş. Ben de bilmiyordum bunları. Tek bildiğim ve söylemek istediğim, bırak kim nasıl isterse öyle baksın, nasıl isterse öyle düşünsün. çocuk bunlar, elbette sinirlenecekler, kendilerini yerden yere atacaklar. Zaten ilgilenmediğini gördüğünde bir daha yapmıyorlar. Ne olur üzme kendini

ELİF dedi ki...

özlemciğim, rüya çok çok uslu bir bebekti, hala daha öyledir, şimdiye kadar bana bu tip sorunlar hiç çıkartmadı, ufak tefek oluyor tabi, o ufak tefeklerde bile ben çıldırıyorum bazen o yüzden sen çok çok haklısın,sakın kendini suçlama çünkü her bebek gerçekten farklı.ne olur üzülme, senin çocuğun böyle büyüyecek başka şansın yok, o yüzden büyümesini sabırla beklemen en iyisi. sen iyi bir annesin, 2 yaşına kadar çay bile vermedin o kuzuya, gül hadi biraz:)))

Beliz'imin Günlüğü dedi ki...

hareketli çocukların anneleri bir kat daha fazla yıpranıyor ve telaşlanıyor aynı duyguları bende yaşıyorum kendimizi iyi hissetmemiz lazım onlara zarar gelmemesi için yugun çaba harcıyoruz

Mlke-Btkn dedi ki...

Ahh canımm ahhh!! bir bilsen yazında ne kadar kendimi bulduğumu, hep şikayet ediyorum ya bende hani, ve sonrasında da durup baktığımda ya ben sürekli şikayet ediyorum oğlumu diye düşünüp üzülüyorum ama elde değil, senin bu birgün de yaşamış olduğun şeyi, ben her gün her an inanmazsınama inan yaşıyorum ve nasılll geriliyorumm ve bunu da hep dile getiriyorumm,,
ya benim psikolojik danışmana ihtiyacım var diyorum ruh sağlığım için çocuğuma daha sağlıkla bakabilmek için!!

Ama ıı-ıhh laf dinletemiyorumm, ben söylüyorum o inadına yapıyor sanki :(

bak yine gerildim seni de gerdim ama böyle işte, bir tek biz değiliz diye düşünüp biraz olsun hafiflemek istiyorum ve bu dönemde 2. çocuğa hamile kalmayı planlıyordum ya, onu da malesef erteliyorum :((

geçicek canımm inşallah delip geçicek ama geçicek ;)

sizi seviorummm...

Gökşen dedi ki...

Hastanedeki ilk gecenizi okurken sanki biri bizi kaleme almış gibi okudum. Daha ilk geceden belli ediyorlar kendilerini demek ki :-)

Lâl'i de en kızdıran ve kendini yerlere atmasına sebep olan şey çok sevdiği bir şeyden zorla alıkoyulmak. Bu gibi durumlarda ben onun aklını çekecek daha cazip bir alternatif bulmaya çalışıyorum. Top havuzunda oyna tabii ki ama biz de tam atlı karıcalara gidelim demiştik falan gibi öneriler getiriyorum. Ve bu önerimi mutlaka hayata geçiriyorum. Kandırmaca yok yani.

Kolaylıklar diliyorum sana, zor :(

banu dedi ki...

Ozlem'cim, o keskin kesen gözler görmeyi bilmiyor ki, sen de bırak o gözleri görmezden gel lütfen... Unutmamak gerekiyor, sen sadece annesin, robot değil ki... ve hissediklerin hiç acayip veya birimize çok da uzak şeyler değil. kimimiz daha az, kimimiz daha fazla yaşıyoruz, kimimiz bu yaşadıklarının çok daha azına tahammül bile edemiyoruz. Annelik skalası diye bir şey olamaz ki, hepimiz kendi yavrumuz için dünyanın en iyisiyiz.
bir de düşünüyorum da yeni sorunlar geldikçe eski sorunlar kolay gelmeye başlıyor gözümüze ne de olsa yaşanmış, bitmiş, gitmiş oluyor. Acaba sorun kalmadığı noktada biz de annen gibi hiç böyle şeyler görmemiştik diyebilir miyiz ki :)

Adsız dedi ki...

adem guneş var unlu bir pedogog. tavsiye ederim.burç fm de program yapıyor. iddia ediyor:tek çocuklu ailelerin çok çocuklu ailelere oranla daha çok sorunları var!!
bilmem anlatabildim mi:)
sevgiler uzulmeyin herşey gecer ya hu:) deyip sabredin.
nagehan

elif-kayra dedi ki...

aynı sorunları bizde yaşıyoruz özlemcim, heleki şu son 1 aydır tamamen değişti,hırçın laf analmayan bir çocuk oldu,ama biz bu çocukları böyle büyütücez sanırım,bizde eşimle çoğu zaman biryerde yanlışmı yapıyoruz diye soruyoruz birbirimize,

yazmak rahatlatıyor insanı en azından yalnız değilsin