29 Mart 2010 Pazartesi

Mutluluk ve hüzün... Ne kadar da yakın birbirine değil mi?


Resim dersimiz vardı cumartesi… Bir hevesle gittik… Yani aslında heves eden ve harika olacağını düşünen ben… Çok çabuk sıkıldı Nilsu… Aktivitelere katılmak yerine bireysel takılmayı tercih etti… Resim dersinde fonda çalan müziğe kapılıp dans etti bol bol… Çıkışta, oyun odasında diğer çocuklar gibi oynamak yerine masalara ve sandalyelere tırmanmaya kalkıştı… Yok yok bolca tırmandı… Eve giderken kızılca kıyamet kopardı… Kucağımda kendini feryat figan bir o tarafa bir bu tarafa atarken kafası kafamla tokuştu… Zaten burnumdan solurken, bir de kafamın acısıyla ben dişlerimi sıktım ve kendi sabrıma şaştım, o ise toslamış olmanın öfkesiyle daha çok ağladı… Arabaya binince sakinleşti, ben ise uzunca bir süre kendime gelemedim… Eve gitmeden önce parka gittik… Ve gitmeden önce ona defalarca anlattım dönüşte ağlamaması gerektiğini… Dinledi mi? Dinledi… Uyguladı mı? Hayır…
O uyurken ben biraz topladım kendimi… Sonra kendimizi dışarı attık, günün ve güneşin tadını çıkarmaya çalıştık… Ama böyle zamanlarda içimde hep bir sızı… Biliyor çünkü üzüldüğümü ve kızdığımı… O an kendini kaybetmiş gibi davransa da sonra anlıyor ve üzülüyor beni üzmüş olmasına… Kedi gibi sokuluyor koynuma, öpücüklere boğuyor… Bense önce böyle davrandığı için, sonra üzüldüğü için daha çok üzülüyorum…O nasıl öpücüklerle kendini affettirmeye çalışıyorsa, ben de aynısını yapıyorum… Güzeldi ama öğleden sonrası… Bütün gün askerlik arkadaşıymışım gibi anne yerine adımı söyleyerek boynuma sarıldı…

Pazar günü ise çok keyifli başladı, çok dolu ve güzel devam etti… Pazar günleri bizim baba- kız banyo günümüzdür… Doldururlar küveti, bolca köpük yaparlar, oyuncaklarını da alırlar yanlarına sonra değmeyin mutluluklarına… Derileri buruş buruş oluncaya kadar kalırlar o küvet içinde… Bense her zamanki gibi pis işlerle uğraşırım onlar mutlu mesut eğlenirken… Kahvaltı masası toplama, Nilsu’nun yemeğini hazırlama, ortalık toplama gibi… Ama yine de güzeldir fonda kahkahalar eşliğinde iş yapmak… Arada uzatırım başımı kapıdan, katılırım onlara fiilen olmasa bile sözlü sataşmalarla…
Öğleden sonra da güneşe hasret kalmış pek çoğunun yaptığı gibi attık kendimizi bir önceki gün gibi açık havaya… Yayıldık çimlere… Koşturdu, bol bol kaydı, oynadı, zıpladı… Kaydırak konusunda usta oldu artık. Biz go kart yaptık o el salladı… Erkekler kızlarla dalga geçti… Kızlar hırs yaptı… Bir dahaki sefere atışmaları yapıldı… Hava kapayınca ansızın kalktık kapalı bir mekana gittik… Nilsu’yu oyun odasında bakıcı ablaya teslim edip güzel bir yemek yedik… Camekandan oyunlarını seyrettik… Kaydı, tırmandı, kaydı tırmandı, belki otuz kere hiç bıkmadan… Arada gitti başka oyunlara daldı sonra dönüp kaldığı yerden devam etti kaymaya… 5-6 yaşlarındaki bir abi hırpalamaya kalktı… Öylece bakıp şaşakaldı… Camekanı aşıp uçtum olay mahalline… Duruma el koydum ama çocuk birkaç kere daha tekralamaya çalıştı… “Ben bu kızı nasıl kreşe göndereceğim” dedim babasına…

Bunca yorgunluğa rağmen eve döndüğümüzde bile çıldırmış gibi hoplayıp, zıplıyordu… Nasıl bir enerjidir bilmem bu… Ama dün onun günüydü… Uzun süredir olmadığı kadar özgürdü… İşte bu yüzden seviyorum ben baharı, yazı…

16 yorum:

Totiler dedi ki...

Ne güzel bir yazı olmuş, hangi bir anlattığına yorum yazayım bilemedim :)
ağlama krizleri ve ardından gelen herkesin herşeye üzülmesi bizde de oluyor, aynen ben o üzüldü diye daha çok üzülüyor, gönlümü almak isterken yaptığı şirinlikler sırasında da acayip bir iç ezikliği hissediyorum, bak gözlerim doldu, ne ağır hissiyat kadınları olduk biz yahu! :)


soru: oyun odalı yemek mekanı neresi acaba??

Tibet'in annesi dedi ki...

ben de baharın yazın gelmesini bekliyorum. bütün kış yapabildiğim AVM'lere götürmek oldu bücürü. yaz gelsin, doğanın tadına varsınlar... evden bakıyorum, fotoğraflar nedense açılmadı. Çok merak ettim Nilsu'nun fotograflarını...

Deniz dedi ki...

Ah özlemcim, sen de tanımamış bunları gibi koydun mu dursunlar istiyorsun...
İsterse resim yapar, isterse alır başını gider. ah bunlar yok mu bunlar :- )

Alyamaya'nın Esra'sı dedi ki...

bizimkide ilk birkaç resim dersinde uyumsuzdu. hamurlara dokunmadı, boyada rahatsız oldu..ama sonra alıştı.. belki benzer bir durumdur.tepedeki fıskıye muhteşem..öpüyorum karabiberi..

duygu dedi ki...

yahu ben bugün kırgın vede kızgınken kızıma, senin bu yazdıklarını okumak feci hissettirdi kendimi...
suçlu mu? belki...
ama yinede kızgınım ona...

mutluluğunuz daim olsun sizin ama...

Yelish dedi ki...

Masallah enerjisine , saglikli cocuk demek ki.
Benim son uc dakika kurali cok ise yaradi bu ayrilirken aglamamalar icin ,yazmistim daha once de bloguma.Son uc dakika Ilyas , uc dakikasonra gidiyoruz,Zmanla farkina variyor ve itiraz etmiyor.

O kafa olayida , benim burnuma gelmisti , yerde 15 dak kivrandim valla,goturuyorlardi az kalsin burnumkirildi diye ...hay allah yaa , buyuk gecmis olsun...pek bi acir .

Canimiza okuyorlar di mi ?hehhe

Haa bu arada resim/sanat dersinden hic haz etmedi bizimkiside , birakmak zorun kaldik
Bi sure goturdum ,belki alismasi lazim , vakit gerekiyor diye ama yok ,boyle hoplamaci ,ziplamaci bebeler gelemiyor oturup kagit kalemle ugrasmaya :))

Adsız dedi ki...

Yaa şimdi biraz iğneyi kendine çuvaldızı ele batırmalı insan ama
Resimlerden gördüğüm kadarıyla el kadar ya bu güzel kız
çocuk bile değil bebek daha
1.5 bilemedin 2 yaşında olsa gerek
ne işi var resim dersinde
zaten ömür boyu bıkacak kağıttan kalemden
ilahi yeni nesil anneleri
bırak tırmansın atlasın koşsun, oncacık çocuk oturup resim yaparsa anormal gelmeli insana
hay Allah
güzel bir sabahı zehir etmişin güzel kızım hem kendine hem yavruna
neyse ki toparlamışın sonra

torun torba sahibi bir blog okuru
Hatice ...

GüCüBe dedi ki...

Kendini affettirmeye çalışılan öpücükler bizde de var.

Bizim kız hep hırpalayan taraf oluyor ben de buna anlam veremiyorum çoğu zaman kendini korumak adına da değil,

Sevgiler.

ELİF dedi ki...

Ben de dün kızdım biraz, hatta sesimi yükselttim, odadan çıktım, birden ağlaması kesildi,şaşırdı, yanıma geldi kendisini affettirmeye çalıştı, vicdanım sızım sızım sızladı....Zor işimiz zor...

Sen Gelince dedi ki...

Itır anladığım kadarıyla biz bu aralar çok birbirine paralel hayatlar yaşıyoruz:) Cevap Yıldız'da Adana Sofrası:)

Sibel evet çok kapalı kaldılar... Bakalım güzel ve güneşli günler yakında:)

Deniz doğru söze ne söylenir bilemedim şimdi:) Çok haklısın:)

Esra'cım hiç bize göre değilmiş... Sanırım uzunca bir süre ikincisi olmayacak bizde:)

Duygu amin:) Keşke ben de duygularımı senin mektubunda olduğu kadar güzel ifade edebilsem... Çok etkiledi beni çookkk:)

Yeliz sen de okuduğumdan beri uygulamaya çalışıyorum... Şimdilik pek bir sonuç vermedi ama verecek diye umut ediyorum... Senin toslama kötü olmuş galiba... Benimki o kadar vahim değildi:)

Hatice Hanım ne güzel Allah bağışlasın... Valla onun yaş grubunda pek çocuk zevk alıyor ama bizde olmadı... Resim dersi diyoruz ama öyle bildiğiniz gibi kağıt kalemle resim yapmıyorlar... Boyalarlarla el izlerini çıkartıyorlar, oyun hamuruyla oynuyorlar falan... Yani aslında tam onlara hitap eden bir şey... Ama şu ilahi yeni nesil anneleri derken ne kadar haklısınız bir bilseniz... Keşke sizin zamanınızdaki gibi olsa her şey... Şimdi yapsak bi türlü, yapmasak bi türlü... Bu arada feryat figan ağlaması eve dönmek, ordan ayrılmak istemediği içindi yanlış anlaşılmasın... Yoksa sırf onca çocuğun arasında olduğu için bile çok mutluydu... Sevgiler:)

Güneş'cim pek alemler:) Ya bazı çocuklarda böyle bir şey var ama endişelenecek bir durum olduğunu sanmıyorum:)

Elif hem de nasıl zor... Sürekli bir vicdan muhasebesi yapıyor insan... Bunlar aynı anda hem böyle tatlı, hem de cadı olmayı nasıl başarıyorlar?

elif ada dedi ki...

Ozlem ayni seyleri ben de dusunuyorum. Nasıl gonderecegiz bu bıdıkları kreşe? Oyle acayip seyler duyuyorum ki. Simdi yazıp senin de tadını kacırmayım. Bu arada fotolar harika

Sen Gelince dedi ki...

Umur hadi ya:( Bak sen şimdi böyle dediğine göre tahminimden daha kötü şeyler oluyor:(

sude naz'ın annesi dedi ki...

Ah Özlemim ahh...iki yaş sendromu bi yandan.çeneleri bi düşer bi cırcır konuşurlar artık beynin sulanır hödük gibi gezersin bir yandan,enerji tavan yapmış,senin pilin bitmiş elini attığın herşeyde senden önce davranıp basarlar yaygarayı ben yapıcam diye bir yandan,sokak ortasına oturur ağlarlar bi yandan.... derken geçer bi hafta sonu..sen ne olduğunu anlamazsın bile üstüne çoken yorgunluk,ve sinirden başka..Şekerim bir dokun bin ah işit oldu benim yorum ama yazın hislerime tercüman oldu o bakımdan:)))

Odil Sezen Metin dedi ki...

Hırkasına bayıdım güzelliğin..Çok yakışmış maaşallah..

Burcu dedi ki...

O enerji harca harca bitmiyor kuzum...

Sen Gelince dedi ki...

Eylem'cim deyim hakkıyla yerini buldu kesinlikle:) Bence hepimizin geçen seferki gibi kaçamaklara ihtiyacı var... Gerçi becerememişsiniz ama:)))

Fatma çok teşekkür ederiz:)

Burcu bilmez miyim:) Bir de gece o kadar uyandıktan sonra sabah nasıl öyle bir enerjiyle kalkabiliyorlar onu bilmek isteyirom:)