26 Kasım 2009 Perşembe

Son günlerin ardından

Aslında önceden taslak olarak bir şeyler yazıp, hazırlamak istemiştim. Bilirim, son dakikada bir aksilik çıkar, yazamazsın… Öyle de oldu nitekim… Ama beceremiyorum galiba ben bu önceden yazma işlerini pek… Biraz tembellikten, biraz da anlık duyguları yazmaktan hoşlandığımdan olsa gerek… Tembellik ağır mı basıyor, bilemedim şimdi?

Küçük cimcime artık 1 buçuk yaşında… Her ne kadar çocuk olma yolunda ilerlese de, benim gözümde hala bir bebek… Kimse çocuğunu büyütemiyor ama benimki biraz da küçük hanımın görünüşünden… Hala bir bebeği andıran yüz hatları, saçsız bir kafa… Ama o buna aldırış etmeden bir birey olduğunu bize kanıtlamaya çalışıyor… Çok komik ya…

Hastalık ve acabalarla geçen son günlerin ardından şimdi çok iyiyiz… Dünkü kontrolden sonra iyice rahatladık… Hala ne olduğundan emin olmamakla birlikte bu kadar kolay atlattığımız için şanslıyız… Dün ısrarla yaşadığımız şeyin yüzde 90 domuz gribi olduğunu söyledi doktorumuz… Biz hiç bu kadar yüksek ateş görmemiştik… Biz hiç gecenin bir körü acil kapısında bulmamıştık kendimizi… Ama yine de söz konusu eğer domuz gribiyse çok ama çok ucuz atlattık biz… Hatta kolay… Hani kimilerinin hafif atlattığını biliyorum ama bu kadar söylenenden, yazılandan, korkudan sonra benim kafamda oluşan hafif kavramı bile farklıydı… Ha bir de şöyle bir soru var aklımda… “Peki, domuz gribi bu kadar bulaşıcıysa ben neden hasta olmadım?” Olmayayım tabii o ayrı bir konu ama insan tam olarak ne yaşadığını bilmek istiyor… “Oh be geçirdim ben domuz gribi denen illeti, artık bize bir şey olmaz” demek istiyor… Diyemiyoruz ama… Niye? Çünkü kesin tanı yok… Nasıl bir iş bu anlamadım… Sadece şükrediyorum bu yüzden, cevapsız sorular eşliğinde…

Zaten kötü olan uyku düzeni hastalıkla birlikte zıvanadan çıktı… Ateş, halsizlik, Calpol ve Ibufen’e rağmen üstelik… İlk birkaç saat deliksiz bir uykudan sonra ilk uyanma ve onu takip eden 10-20 dakikalık döngüler… Kızın odası ile yatağım arasında mekik dokumaktan o kadar yorgun düşüyorum ki bazen, halının üzerine kıvrılıp sızıyorum… Ey annelik beni ne hallere düşürdün!

Bir de inanılmaz mızmız… Yerli yersiz her şeye ağlıyor… İki günlük hafta sonunun üzerine bir de üç gün hastalığımız nedeniyle izin kullanınca yapışık ikiz durumuna geldik yine… Bayram tatili de üstüne eklenince işe dönüş biraz sancılı olacak benim için…

Dışarıda bu kadar bağımsız takılan ve özgüveni zirvelerde gezinen küçük bücürümüz, evdeyken her nedense yanında biz olmadan bir odadan bir odaya gitmemekte kararlı… Hala inatçı, hala tehlikeli işler peşinde… Salonumuz tanınmayacak halde… Salonu dolduran büyük orta sehpa çoktan kalkmıştı… Ardından dekoratif kutular da tepelere kalktı… Sonra duvar ünitesinin basamağı… Şimdi de koltuk minderleri çıkamayacağı kadar yükseltildi… O kadar tehlikeli işler yapıyor ki… Ne kadar kontrollü olsak da gözümüzden kaçan bir şeyler olabiliyor… Bilemiyorum belki de düşmesi filan gerekiyor öğrenmesi için… Yani tencereye, ocağa, bıçağa yanaşmaması gerektiğini biliyor ama tepelere çıkıp, zıplama arzusunu köreltemedik bir türlü… Sevgili kocam dalga geçiyor benimle… Ben hep çocuk büyütürken evimde hiçbir şeyi değiştirmeyeceğimi iddia ederdim… Şimdi bütün ev bir cüceye göre şekilleniyor yeniden…

Yeni kelimeler yok bu aralar… Konuşma tek kelime düzeyinde devam ediyor… Ama ağzı pek dolu gibi… Hararetli hararetli bir şeyler anlatıyor… Biz anlamıyoruz tabii… O ise her şeyi anlıyor buna rağmen… Öyle ki bazen gizli konuşmak zorunda kalıyoruz… Hala anne yok bu arada…

Çok iştahsız hastalığın da etkisiyle… Zaten 15. aydan bu yana hiç kilo almamış… Topiş göründüğüne bakmayın 12 kilo sadece… Zayıf değil tabii ama eskisi gibi de değil… Boyumuz da 83 santim olmuş… Vaziyetlerle ilgili yazmak istediğim çok şey var aslında ama onları ayrı bir post olarak paylaşacağım sanırım…

Dip: Şöyle bir okudum da, pek de iç açıcı bir yazı gibi durmuyor… Oysa kafamda böyle kurgulamamıştım…

4 yorum:

Deniz dedi ki...

galiba herkesin aynı dönemlerde yaşadığı süreçler çok benziyor birbirine... O yüzden karamsar bir yazı gelmedi bana... Sadece büyüyorlar...

Tibet'in annesi dedi ki...

Özlemcim, tekrar tekrar geçmiş olsun. Cimcime bir konuşmaya başlasın, ortalık şenlenecek göreceksin.
Bayramınızı kutluyorum, seni Nilsu'yu öpüyorum, kokluyorum...

Sen Gelince dedi ki...

Sibel'cim teşekkürler... Eminim öyle olacaktır. Biz de sizin bayramınızı kutluyoruz ve öpüyoruz sizi:)

Deniz sanırım haklısın:)Karamsar bir yazı gibi gelmemesine sevindim... Bayramınızı kutluyoruz... Sevgiler:)

Güneş Büyüktelli Akay dedi ki...

Özlemciğim nice yaşları olsun inşallah, Nasıl oldu Nilsu ?
Begümde 37-39 arası seyreden Ateşi ile çok halsiz kalmıştı, şimdi çok şükür, biz doktopra gittiğimizde şimdi her grip domuz gribi zaten demişti bol istirahat korkulacak birşey yok dedi ki çok şükğür bizim ki sadece hafif bir soğukalgınlıgıydı.
İyi haberlerinizi bekliyoruz.